Geçtiğimiz günlerde yurdumuzun değişik yörelerinde yaşanan linç girişimleri hepinizin malumudur. Bu tip olayların ardından gelen/gelebilecek “münferit vaka”, “duyarlı vatandaşlar”, “büyütülecek bir şey değil” ve benzer türlü klişe açıklamayı da daha söylenmeden tahmin edebiliyoruz zaten. Manisa’da Romanlara yapılanların ardındansa ilk defa ezbere bilmediğimiz bir açıklama geldi, 21. yüzyılda göçebeliğin insana yakışmayacağı söyleniyordu devletin yereldeki en yetkili ağzından. Açıkçası şaşırdım. Eğer Romanlara karşı alınan tavrı salt kaba bir milliyetçilikle açıklayacaksak bu nasıl bir milliyetçilikti ki hep övündüğü Türklüğünün en eski özelliğinden vazgeçmek gerektiğini söylüyordu? Dört nala Uzak Asya’dan gelenler biz değil miydik de şimdi kime akıl veriyorduk?
Ama işin trajikomik boyutu burada bitmiyor: Son kalan göçer Yörük/Türkmen aşireti olan Sarıkeçililer de senelerdir türlü şekillerde, gerek yasalar ve resmi makamlar gerekse bizzat vatandaşlar tarafından mağdur ediliyor. (1, 2, 3) Bize hep anlatılan atalarımıza halen en benzeyen olmaları maalesef bir şeyi değiştirmiyor. Çoğunluğa benzemek gerekiyor, tektip olmak gerekiyor. Olunmadığında, aksi olunduğunda kimi vatandaşlarımız çok alınıyor, zaman zaman da şok ve cinnet geçiriyor. Öyle ki bazen yasadan, kanundan önce siviller kendileri adalet dağıtmak istiyor. Kimileriyse Manisa’daki olaylardan sonra, daha önceki bir çok olayda bizzat bu “adalet dağıtma” işine soyunanlar arasında Roman vatandaşlarımızın da bulunduğunu adeta onayarak, överek ifade etti. Entegrasyon tam da böyle bir şey olmalı! Fakat başka azınlığın olmadığı yerde, böyle çabalar da namümkün, zira etnik olarak çoğunluktan olan bir “azınlık” dahi adaletsizlikten payına düşeni alıveriyor.
***
Ajanslardan elim havadisleri takip ederken, Kultur Shock’un yeni albümü Integration‘ı (Entegrasyon) edinmemle olaylara başka açıdan da bakmaya başladım. Kultur Shock Roman-Amerikalı ve tam da adı gibi bir müzik grubu. Kayıtlara tür olarak “Gypsy Punk” diye geçse de Gogol Bordello’yla farklarını izah etmek adına “Balkan Metal” diyelim. Bu albümün şimdiye kadar yaptıklarından farkı, artık yüzlerini gelenekselden ziyade iyiden iyiye günümüze dönmüş olmaları. Dünya gündemini en iyi takip ve analiz edebilmiş bir başyapıtla karşı karşıyayız. Entegrasyon ve alametifarikaları olan kültür şoku zaten demirbaşlarından. Üstüne üstlük bu sefer kendi ürettikleri bu yeni müzik ve kültüre karşı da bir farkındalık da geliştirmişler. Son bir kaç senedir giderek artan (ve bizde de iyiden iyiye hissedilen) Batılı Beyaz Adam’ın “Balkan seviciliği”nin gerçek yüzünü teşhir ediyorlar. Kultur Shock bu albümde Batı için Müslümanlar, Araplar, Siyahlar, Meksikalılar, Türkler ve Romanlar’ın ortak anlamını herkese gösteriyor: Öteki.
Öteki’nin anlamı, yeri ve zamanına göre değişse de “Öteki olma”nın anlamı ve aslında dini/siyasi/etnik/ulusal ve hatta artık “ulusüstü” (ör: Avrupalı) kimlikler yaratılırken hep bu Öteki’ye duyulan ihtiyaç nedense halen sürüyor, hiç tükenmiyor. Dolayısıyla en tektip olduğumuz an bile içimizden birilerini Öteki ilan edeceğiz. Ki her Öteki için de karşısındaki diğeri esas Öteki olan. Buradan bakıldığında bizim için “ahlakını almayalım” dediğimiz Avrupalı da bunlardan biri. Romanların makus talihiyse zaman ve mekandan bağımsız, her coğrafyada herkesin ötekisi olmaları.
***
Kultur Shock – Ör Duvarı!
Herkes futbolu, herkes Fransa’yı
Fransa da sever kendi Afrikalısını
Eğer isyan ederse biter işin gırgırı
Neden hepsi olamaz sanki
Zinedine Zidane gibi?
Herkes dans ediyor Balkan folk
Herkes kültürleniyor, herkes şok!
Severler yeteneğimizi
ve artistliğimizi
Ya bizi?
O kadar çok ki!
Herkes hastası herkes böreğin
Pek seveni yok Mustafa’nın, Ali’nin
Kebap, döner ve işkembe
Postaya verin, gelmeyin İsviçre’ye.
Herkes futbolu, herkes Fransa’yı
Fransa da sever kendi Afrikalısını
Eğer isyan ederse biter işin gırgırı
Neden hepsi olamaz sanki
Zinadine Zidane gibi?
Ne güzel mavi gökleriniz,
sarı ekinleriniz
ve mor dağlarınız majeste,
bereketli ovalarınız üstünde
Amerika Amerika* la la la
Hergün Meksikalı besler
ve hergün inşa eder
Amerika’yı,
işlerini bitirince
at hepsini dışarı!
Ör duvarı ör duvarı!
Ör duvarı
Ör duvarı!
Herkes dans ediyor Balkan folk
Herkes kültürleniyor, herkes şok!
Severler yeteneğimizi
ve artistliğimizi
Ya bizi?
O kadar çok ki!
Herkes hastası herkes böreğin
Pek seveni yok Mustafa’nın, Ali’nin
Kebap, döner ve işkembe
Postaya verin, gelmeyin İsviçre’ye.
Nicedir hani “demokratikleşiyoruz” ya, tartışılıp duruluyor okullarda andımız kaldırılsın mı, üniforma kaldırılsın mı… Biz de ucundan müdahil olalım. Önce üniforma meselesi: Tevhid-i Tedrisat‘tan bugüne üniformalar revizyona uğradı. Kara ilkokul önlüklerini sanırım bu yazıyı okuyan herkes biliyordur, hiç değilse fotoğraflardan görmüştür. Daha evvelinde liselerde kız öğrenciler de aynı önlüğü giymekteydi malum. Hatta devrin kız öğrencileri arasında hayli meşhur olan “sepet sepet yumurta” kabilinden bir başka hatıra defteri klişesi de “siyah önlükle başarılar, beyaz gelinlikle mutluluklar”dı. Hani ya bir de “Şapka Devrimi” yapmıştık ya, ortaokul ve liseye giden erkek öğrenciler de kasket takmak zorundaydı. Yeni kuşaktan buna vakıf olanların sayısı orijinal Hababam Sınıfı‘nı okuyanların sayısına denktir diye tahmin ediyorum. Uygulama devam etseydi bizde de belki Angus Young(AC/DC) ya da Rick Nielsen(Cheap Trick) gibi rockstarlar olurdu bugün, kimbilir.
Adına Öğrenci Andıya da Andımız denilen ve kimileri tarafından kutsal/değiştirilemez kabul edilen ezber metninin ise durumu hayli ilginç. Reşit Galip‘in zamanında yazdığı andın bugün okunup okunmadığından şüpheliyim. Zira dönem dönem anda ekleme çıkarma uygulanmış: >>29 Ağustos 1972 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan İlkokullar Yönetmeliği’nde andda yer alan “budunumu” kelimesi “milletimi” olarak değiştirilirken, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan cümle ile en sonda yer alan “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi eklendi.<< Yani 1933′ten 1972′ye ~40 sene, Atatürk’ün bu meşhur sözleri olmadan okunmuş bu and. Bir de bu değişikliğin 12 Mart Muhtırası sonrası, teknokrat darbe hükümetlerinin bir icraati olduğunu eklemekte fayda var. Dönemin Milli Eğitim Bakanı, daha sonra 1. MC ve 12 Eylül hükümetlerinde de çeşitli bakanlık görevlerinde bulunmuş.
Yukarıdaki fotoğrafı geçen sene bir kırtasiyede çekmiştik. Okul Yasası adında böyle bir metin resmi değildir sanıyorum. Akıllı kırtasiye üreticilerinin birinin icadı olsa gerek. Öyle görünüyor ki çocukları da birey olarak görüp, doğruları ve yanlışları gerekçeleriyle, nedenleriyle onlara açıklamak yerine; ezber metinler, yasa(k)lar, tabelalar, üniformalar dayatmayı daha çok yapacağız. Resmi uygulamalar değişse bile, cin fikirli başka girişimciler çıkıp buna devam edecek. Çünkü sektör büyük, para tatlı, kar etmek güzel. Her resmi olmayanın sivil, her sivil olanın da özgür olmadığını akılda tutmaya devam ederek, Ece Ayhan’ın o meşhur şiirini okumakla yetinelim şimdilik.
Bu bir insan değildir. Görebildiğiniz gibi bir halı, lakin görselde temsil olunanın da insaniyeti bir halınınki kadardır. Ve ekleyelim “asmayalım da besleyelim mi” diyene inat, hiçbir insanın, en elikanlı diktatorun dahi ölüm cezasını hakettiğini düşünmüyoruz. Ancak darbeci diktatorun ve yandaşı diğer darbecilerin yargılanabilmeleri için gerekli yasal değişiklikleri yapmayan tüm muktedirlere, tüm siyasilere de bu kutlu(!) günde hediyemizdir: Alın bu halıyı çalışma odanızın duvarına asın! Zira siz yasaları değiştirmedikçe; her birimizin evinde, okulunda, işyerinde görünmez birer Kainat Paşa resmi yıllardır her gün bize bakıp pis pis sırıtmaya devam ediyor.
Malum hoca ve tek gerçek Türk Republican’ı köşecimizin koparttığı fırtınaya ufak bir katkım olsun dedim. Tamam Selahattin Darvınoğlu halt etmiş de… Karşıtlarının hiç mi suçu yoktu Orhan?
<<kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!>>
N.H.R.
Resme iyi bakın. “Millet Battı” manşetiyle çıkan 28 Temmuz 2009 tarihli Güneş’in hemen manşet altı destek haberi bu. Haberde anlatılana göre pazarda bile veresiyeye geçilmiş, görebildiğiniz gibi. Benzer haberler başka gazetelerde de var 1-2 gündür. Ve fakat pazarcının tişörtünde ne yazıyor? “Order Competition” Hani ya öyle bir yazı ki, direkt Thatcher’ın meşhuuuuur “There is no alternative” sloganını çağrıştırdı bana. Salt rekabet yazsa iyi o da değil onu da emrediyor. Order competition! Bu krizi de, öncekilerini de, 80′lerden bugüne dünyanın ama daha çok da Türkiye’nin ekonomik durumunu anlatan tablo budur. Rekabet mi? Al sana rekabet! Serbest pazar mı? Al sana serbest pazar!
Merak ediyorum: Kaç pazarcı, kaç seyyar satıcı, kaç küçük esnaf şu son 30 senede Özal’a övgüler düzüp durdu? Kaçı zamanında banker peşinde koştu? Kaç tanesinin cebinde dolar olabildi ve kaç tanesi bununla mutlu oldu? Kaçı KİT‘lerin sırtımızda yük olduğunu düşündü acaba? Ya kaçı IMF’yi gerekli gördü ya da Kemal Derviş’i sevdi? Ya Tayyip Erdoğan’ı? Unakıtan’ı? Kaç tanesi o partilere oy verdi? Ekonomik olarak tamamen aynı şeyi aynı şeyi aynı şeyi vaad etmeye ve yapmaya devam eden tüm o partilere…
Öyle “çelişkiler keskinleşsin” diye düşündüğüm yok. Bir haz, bir zevk, bir Schadenfreude filan da duymuyorum. Gel gör ki, üzülecek halim de yok, ne yazık. Kendi halime bile üzülmüyorum elin esnafına üzüleyim. Olacak olan buydu ve oldu. Herkesin esnaf herkesin tüccar olduğu mesleksiz, zanaatsız, üretmeyip tüketen bir toplum, serbest piyasa / serbest pazar…
Muhabirimiz Nancy Pelosi Tahtakale piyasasından bildiriyor: The party is over!
Hakimiyet-i Milliyemizin seneidevriyesini idrak ettiğimiz bu mübarek günde, günün anlam ve önemini ancak idrak etmiş bulunuyorum. Sabah geçgeçinde Çocuk Mehter Takımı denen vakıayla beni tanıştırarak idrakimi kuvvetlendiren Show TV’ye de katkılarından dolayı teşekkürü bir borç bilirim.
Sayın Müdürüm, Saygıdeğer Büyüklerim, Değerli Veliler, Sevgili Arkadaşlarım buyrun şenliğimize:
Bunlar dışında adult mehteranlarımızın yaptığı etkinlikler için de bir de sünnet düğünlerinde çalmak bulunuyormuş ki hayretler içinde kaldım. Cumhuriyet ilan olundu diye artık her çükü kesinlen şehzade maşallah: 1, 2, 3
Cuk oturduğunu düşündüğüm Sakallı Celal‘in bir sözüyle bitiriyorum:
“Tanzimat ilan ettik olmadı.
Meşrutiyet ilan ettik olmadı.
Cumhuriyet ilan ettik olmadı.
Biraz da ciddiyet ilan etsek?”
Öncelikle tabii ki böyle bi screenshot yok, ben yaptım bunu. (Meali: montacdır, kompledir!) Haberi görmüşsünüzdür. Lakin ne garip bi ülkedeyiz akşam kızdığıma sabah kızamıyorum, yok gene ergenekon bilmemne. Şunu bile gece hazırladımdı gireyim mi girmeyeyim mi ikirciklerden ikircik beğendim şimdi. Sıkıldım ya vallahi sıkıldım.
Tayyip amca, Atatürkçülere kızma hakkımı elimden alma e mi!
Sabah sabah anca bu kadar, daha uzun yazmak sahiden içimden gelmiyor.