Yukarıda gördüğünüz, emekli kitle iletişim hocası Jack Shaheen‘in kitabı Gerçek Kötü Araplar: Hollywood Bir Halkı Nasıl Kötü Gösteriyor adlı kitabından uyarlanan ve Shaheen’in yine kendisiyle birlikte çekilen belgesel film. Beni en çok etkileyen kısmı çok sevdiğim Back to the Future‘la ilgili olanı oldu. Gerçekten de Araplarla, Ortadoğu’yla hiç ilgisi olmayan bu filmde niçin çok sevgili Emmit Brown’umuza ateş açanlar Libyalıydı ki? Ve dahası bu konular üzerine az çok kafa yorduğunu sanan ben, artık “Kötü Arap” stereotipini ne kadar kanıksamış olmalıydım ki hayatım boyunca en çok izlediğim filmlerden birindeki bu önemli sahneyi hiç bu yönüyle düşünmemiştim? İzlerken kendime kızdım. Benzeri sahneleri kanıksamış benim gibi milyonlarca milyarlarca başka insan olduğu fikriyse gerçekten korkunç. Wiki’de filmde ve kitapta anılan en anti-Arap filmler listesini ve tersinden daha küçük bir olumlu listeyi görmek mümkün.
Tarantino’dan önce, tabii ki Yeşilçam vardı! Hem Bang Bang‘i hem de spagetti westernleri ondan önce keşfeden… Neden bilmem, Karaca’nın böyle bir Bang Bang aranjmanı olduğuna pek inandıramıyorum kimseyi. Belli ki Cher/ Dalida / Nancy Sinatra/ Ajda ve hatta Kill Bill yüzünden bir “kadın şarkısı” olarak yer etmiş kafalarda, dolayısiyle bir yakıştıramama mı oluyor acaba? Oysa Stevie Wonder, Frank Sinatra, Paul Weller gibi bir çok erkek vokal de şarkıyı kaydetmiş. Bunun dışında Türkçe’de bir de tabii Gönül Tecer’in farklı aranjmanıDan Dan var.
Filmin kendisi ayrı şahane yalnız. Karaca’nın hiç görmediğimiz oyuncu yanıyla karşılaşıyoruz. Yönetmeni Yücel Uçanoğlu için, hemen her dönemin furyasına uygun işler yapmış desek yanlış olmaz. Dram ve aventürle başlayan kariyerine western, polisiye ve tarihi filmleri de sığdırdığı kadar, 70′lerdeki erotik ve arabesk furyalarını da ıskalamamış. Ve tabii 80′li yıllara dair aklımıza gelen ne varsa yine yönetmenin filmografisinde mevcut. Herşeyden önce Ahu Tuğba var: Kumar (1988), Evcilik Oyunu (1988), Yağmur Altında Bir Kedi (1989), Acı Yıllar/Lekeli Melek (1989), Aşk Üçgeni (1990), Suçumuz Kadın Olmak (1989), Akdeniz Güneşi (1990). Sonra Küçük Ceylan, TarıkTarcan ve elbette Yaşar Alptekin, hem de en unutulmaz performansıyla: Salıncakta Üç Kişi! Son olarak tv dizileri çekmiş, ki aralarında şimdiden absürd klasikler arasına girmiş olan İyi Aile Robotu(Babür) de var.
Esas filmimize dönersek; umarım tez zamanda, biraz Cem Yılmaz’ın Yahşi Batı’sının da rüzgarıyla, tüm Yeşilçam westernleri artık DVD’ye basılır. Hem Quentin’in de izleyip, bir dahaki sefere bize de bir gönderme yapma fırsatı olur, fena mı?
Okuldan yeni mezun olmuşum. Yaz günü. Tatil. Karaköy’ün sokaklarını bir çırpıda çıkıp ter içinde kalıyorum. Mazbatavari bir şeyler almaya gitmişim. Okula vardığımda kendi çapında solcu/entel takılan, geri kalan hayatımda en fazla senede bir kere göreceğim bir sınıf arkadaşıma rastlıyorum, onun da işi aynı. Havadan sudan muhabbet ediliyor. O sıralar ülke gündeminin “milli gururlarımız”dan geçilmediği bir zaman dilimi. Nuri Bilge de Uzak‘la Cannes’da yeni ödül almış. Arkadaş bir anda bilgisini konuşturmak adına hocayla geyiğe sarıp “Hocam bu filmi izlediniz mi, hangi Cannes’ı almış ki bu Hakkari’dekini mi anlamadım” diye anlamsal hatalar da barındıran bir şeyler geveliyor. Bir an önümdeki kağıtlardan kafamı kaldırıp bakıyorum. O an o insanın sevdiğim bir filmi beğenmeyişinden ziyade niye kendi memleketini aşağıladığına hayret ediyorum sadece, oysa asıl şaşılması gerekeni görmezden gelmişim. Hayat boyu karşıma çıkmaya devam edecek olan bir insan tipini. Görece iyi bir eğitim almış olmasının ardına sığınıp kendini her konuda otorite ilan edebilen, bu uğurda kendi beğenmediği herşeyi kötü belleyip, önüne gelene laf çakmayı kendine hak bilen bir insandan bahsediyorum. Zaman zaman faşizmdekine benzer bir antientelektüelizme bile meyledebilen ve özellikle sonradan iş hayatında sıkça karşımıza çıkacak olan bu beyaztürk/ beyazkürt/ beyazmüslüman/ beyazyakalı bembeyaz insanla, göstere göstere “entel” olup da entelektüel olamayan insan kimi zaman da (hayret!) işte böyle aynı kişi oluveriyordu demek.
Yukarıdaki filmi de başta o sınıf arkadaşım olmak üzre, yıllardır sinema ve tüm sanat dallarında bana ve herkese “eee nesi güzel bunun şimdi”, “nooldu ki yani bitti mi şimdi”, “hani bu muymuş yani o abarttıkları”, “filanca da ne kötüydü”, “bu da sanat mı şimdi”, “geçen bir film izledim hiçbir şey anlamadım” deyip duran tüm o insanlara adıyorum.
Hamiş: İzlemeyen varsa Coenlerin yeni filminin (A Serious Man) fragmanına bakıverin. Zira fragman başlıbaşına bir yapıt olmuş maşallah. Şu da bir Coen filmi olmamasına rağmen oyuncu kadrosu itibariyle bende öylesi güzel bir hissiyat uyandıran The Man Who Stare at Goats‘un fragmanı. Hani bunu alan bunu da aldı, gibi gibi.
Malum hoca ve tek gerçek Türk Republican’ı köşecimizin koparttığı fırtınaya ufak bir katkım olsun dedim. Tamam Selahattin Darvınoğlu halt etmiş de… Karşıtlarının hiç mi suçu yoktu Orhan?
Derviş ZaimRock Around the Mosque (1993) ile 90′lar Türkiyesi’nin “Rock Cemaati”ne dair bir portre sunuyor bize. Aslında bize de değil Batılılara daha çok. Türk Rockçısının çileli yaşamı filmin ana konusunu teşkil ediyor. Astoronot Dali arşiv kayıtları, genç/hippi Murat Ertel’le söyleşi, Erkin Baba konseri ve Metin Demirhan’ın MegaMetal fanzini filmin bonusları. Ve tabii ki daha önce de değindiğimiz, 90lar olmazsa olmazlarından, “Türkiye’de yaşayıp Türkçe söyleye(meye)n yabancı şarkıcı” da filmde mevcut. Muhtemel ki filmde sıkça dillendirilen “Türkçe Rock olur mu olmaz mı?” tartışmasına ve film boyu gördüğümüz İngilizce söyleyen/coverlayan Türk gruplarına muhteşem(!) bir tezat örneği olarak verilmiş.
Bir de bu yazıyı yazarken öğrendiğim, yönetmenin aşağı yukarı bu filmi çektiği zamanlarda (1994) Warwick’te kültürel incelemeler masterı yaptığı bilgisi de filme dair yeni bir bakış -dilerseniz önyargı deyin- kazandırdı bana (: Filmin yanına, yine aynı tarihlerde (1993-95) Ali Akay vd’nin yaptığı ve yayınladığı bir çalışma olan İstanbul’da Rock Hayatı katık edilebilir. Bir başka alternatifse Güven Erkin’in1980′den Günümüze Türkiye’de Rockyazıları. Haliyle akademinin kaygılarından ve sıkıcı üslubundan uzak, daha şurup şeker bir içeriği var.
Neyse bu değin spoilerdan sonra halen izleyebilirseniz buyrun: (O kadar anlattık sonunu da söyleyeyim madem; Türkçe Rock oluyor!)
Hayır hiç şakacı bir adam değildi benim gözümde David Carradine. Şakaya hiç gelemezdi hatta…
03.06.2009 gecesi, David Carradine son filmi Stretch’in çekimleri için gittiği Bangkok’taki otel odasında ölü bulundu. Tayland ulusal polis yetkilisi Korgeneral Vorapong Çuvpreça, boynunda ve cinsel organında sarılı perde ipiyle dolaba asılı halde bulunan Carradine’ın intihar etmişe benzemediğini belirterek, “oyuncunun, tek başına uyguladığı bir cinsel fantezi kazasının kurbanı olabileceğini” kaydetmiş. Çok vahim bir iddia…Otopsi sonuçları üç haftaya kadar belli olacak. Ama eğer iddialar haklı çıkarsa umarım Carradine sadece ölüm şekliyle hatırlanmaz. Rabbim kimseyi bu hallere düşürmesin diyor, herkesi 2 dakika 25 saniyeliğine yukarıdaki Kung Fu jeneriğini izleyerek saygı duruşuna davet ediyorum.
Isabella Rossellini ne yapıyor bu aralar diye merak ediyorsanız, söyleyeyim hemen. Kendisi yeşil porno işine girmiş…
Green Porno Sundance Channel’da iki sezondur yayınlanan ve her biri ikişer dakikalık filmciklerden oluşan bir kısa film serisi. Yazan, yapan ve yöneten Rossellini’nin bizzat kendisi. Her bölümde bir hayvanın seks hayatını konu alıyor ve bunu son derece stilist bir formda görselleştiriyor. İtiraf etmelyim ki, Green Porno, sanatsal yaratıcılığıyla benim son zamanlarda en çok kıskandığım proje oldu. Salyangoz, arı ve balina favori bölümlerim. Herkes kendine göre olanı seçsin.
Bu sabah gazetede Marilyn Chambers’ın resmini görünce “Aa noluyor ya yeni bir projesi mi var? Yoksa Tarantino bu sefer bir 70′ler pornosu hommage’ına mı kalkıştı?” diye düşündüm. Ancak haber hayırlı değil. 56 yaşındaki Marilyn Chambers geçen pazar günü Kaliforniya’daki karavanında ölü bulunmuş. Aklıma hemen Behind The Green Door geldi. Fakat bir zamanlar bebek ürünlerini markası Ivory Snow’un reklamlarında oynadığını ve 1977 yapımı kanlı Cronenberg filmi Rabid‘de tozu dumana kattığını bilmiyordum. “Marilyn Chambers kimdir yahu?” diyenler daha fazlasını Wikipedia’dan okuyabilirler. Marilyn mezarında rahat uyusun, hepimizin başı sağolsun…