Robert Kunec – 1/1 Suicide Bomber

27 Ekim 2009 | Yazan: can | Kategori: güncel sanat | Etiketler: , , | Yorum yok »

kunec_suicidebomber_w

Alternatif sanat fuarı Preview Berlin, eylül sonu geçen sene tasfiye edilen Tempelhof Havaalanı’nda düzenlendi. Fuarda, daha çok genç sanatçıları bünyesinde barındıran küçük ölçekli galeriler işlerini sergileme imkanı buldular. İşlerin, check-in bankoları ve bagaj bantlarının arasına serpiştirilerek, nispeten dağınık bir düzende sergilenmesi, bende bir nevi bit pazarı etkisi yarattığından olacak, oldukça hoşuma gitti.

Dikkatimi çeken işlerden ilki Slovak sanatçı Robert Kunec‘in 1/1 Suicide Bomber yerleştirmesiydi. Kunec bir intihar bombacısının 1/1 boyutta maketini sergilerken, maketin parçalarını birleştirip bir intihar bombacısı yapıp yapmamayı bize bırakıyor. Maket oyuncak metaforu, kitle medyası tarafından çabucak stereotipleştirilen, lanetlenen ve üzerinden bir korku kültürü inşa edilen intihar bombacısının psikolojik derinlikten yoksun algıladığımız veya algılamak istediğimiz şekline işaret ediyor. Beklenmedik bir anda, onlarca masum insanı öldürmek düşüncesinin bize verdiği rahatsızlığın, bir insanın neden intihar bombacısı (medyatik ismiyle intihar komandosu) olmak isteyebileceği üstüne kafa yormaya engel olduğunu söylüyor Kunec. Kunec’in işi “dağdan inme”, “normal vatandaş olarak hayata devam etme” gibi terimlerin gündemde olduğu bu dönemde “terörist kimdir?” sorusu üstüne de tekrar düşünmemiz için bir vesile olursa ne ala…


EMESS – What’s the colour of money?

14 Ekim 2009 | Yazan: can | Kategori: güncel sanat | Etiketler: , , | Yorum yok »

01

02

04

ATM Gallery (yanı başındaki ATM makinesinden adını alıyor olmalı) Brunnenstrasse’deki küçük ölçekli (hem bütçe hem sergi alanı anlamında) ve bağımsız galerilerden biri. What’s the colour of money? sergisiyle Berlin bazlı sokak sanatçısı EMESS‘in işlerine yer veriyor. “Sokak sanatı neden galeriye giriyor?” tartışmasını kayda değer bulmakla beraber şu anda bir yana bırakıyor ve EMESS’in sanatına odaklanıyorum: EMESS büyük boyutlu stencil’leri seviyor ve ahşap ve bakır gibi malzemelerle açık alan yerleştirmeleri yapıyor. What’s the colour of money? projesinde ise hakim olduğu teknikleri para üstünde uygulamış. İngiliz sterlini, Amerikan doları, İsveç kronu ve Türk lirası gibi paraların üstünde yer bulan önemli şahsiyetlerden stencil portreler çıkartıyor, bunları Beatles, Prince ve Aerosmith’in şarkı sözleriyle bir araya getiriyor ve pop-art bir üslüpla boyuyor. Parayı varolan yan anlamlarından biraz soyutlayarak paranın pop bir obje olarak hayatımızdaki yerini ve günlük yaşamda parayla olan ilişkimizi sorguluyor. EMESS’in estetik duruşu sokak sanatının pop-art, Dada ve konstruktivizm gibi ekollerde yatan köklerini görünür kılması adına da dikkat çekici. Birbirinden tümüyle alakasız iki çağrışım ise sergiyi gördüğümden beri zihnimde yer etti: İlki artık ciddi bir mercandising işine dönüşmüş Obey ve müsebbibi, sanatçı Shepard Fairey. İkincisi izlemeyenlere şiddetle tavsiye edilen Scorcese’nin büyük eseri The Color of Money.


Berlin’de sanat mevsimi | Giriş

14 Ekim 2009 | Yazan: can | Kategori: güncel sanat | Etiketler: , | Yorum yok »

berlin_tempelhof

Belki dikkatinizi çekmiştir, İstanbul’da bu sonbahar ciddi bir sanat hareketliliği var. Bunda Bienal’in etkisi tabiiki büyük. Maalesef daha görme şansım olmadığı için nitelik hakkında yorum yapamıyorum, ama sergi ve festival niceliği heyecan verici.

Berlin’de de durum aşağı kalır değil. Eylül sonu vuku bulan “büyük” sanat fuarı Art Forum, beraberinde bir çok Anti-Art Forum, Anti-Anti Art Forum sergisinin de açılmasına imkan verdi. Eş zamanlı olarak bir çok irili ufaklı, sermaye destekli ve desteksiz galeriler de ürünlerini görücüye çıkardılar. Bütün bu sanat curcunası yan etkinlikleri, bittabii pek sevilen açılışları ve partileriyle şehirde yoğun bir sanat trafiği yarattı. Bu sürede genç çağdaş sanat adına iyi işler görme şansım oldu. Az biraz gecikmeyle de olsa bunlardan dikkate değer olanları yazayım istiyorum. İlgi ve alaka için şimdiden teşekkür ederim.


Pek karanlık bir yazı, hem de yaz ortası

02 Temmuz 2009 | Yazan: ozan | Kategori: güncel sanat, illustrasyon, müzik | Etiketler: , , , , , | Yorum yok »

Lütfen güneş gözlüklerinizi ve üzerinizdeki
diğer modernite alametlerini çıkarınız,
aksi halde görme güçlüğü çekebilirsiniz.

En sevdiğim ikinci çizgiroman insanı Alan Moore’un nesir şiir/spoken word kategorisinde 2000′ler başında yaptığı bir miktar kayıttan biri. En sevdiğim çizgiroman insanı Warren Ellis‘in Twitterında rastladım, Blip.fm‘inde çalmış. Beğenenler yine Moore ve Tim Perkis’in kaydettiği The Highbury Working’in (2000) birinci bölümü Lady That’s My Skull ve Snakes and Ladders‘tan (2003) bir kupleyle yaz günlerini karartmaya devam edebilir.

Bu kayıtlar Moore, Perkis ve Bauhaus basçısı David J‘den mürekkep The Moon and Serpent Grand Egyptian Theatre of Marvels performans ve okültist grubunun eseri. Ekibin 3 kaydı daha bulunuyor: Aynı adlı kayıt (1996), The Birth Caul (1996) ve Angel Passage (2001). En son çıkardıkları üç albümün özel basım kapak, booklet ve CD görselleri John Coulthart‘ın kişisel sayfasında mevcut. Hatta Coulthart Cafepress‘ten bu işlerinin basılı olduğu t-shirt, çanta, mug vb bir miktar ıvır zıvırı da satışa sunmuş. Ne yazık ki tüm bu marşandize ve yukarıdaki videokliplere oranla albümlere aynı kolaylıkta ulaşmamız mümkün değil. Görsel bir çağdayız, sesin görseli de sesin kendisinden daha ulaşılabilir, malum.

Küçük bir tivitten (tweet) yola çıkarak kayıtlarla beraber tanıma şerefine nail olduğum Tim Perkis ise 80′lerden bugüne hız kesmeden devam etmiş bir elektro-improvize müzik icracısı. Aynı zamanda bilgisayar ağı müzik grupları The Hub ve League of Automatic Music Composers’ın kurucularından.

Alan Moore’un bu performansları dışında da kayıtları var elbet. Hatta bilfiil müziğin içinde yer almışlığı da var. Üstelik hiç de fena değilmiş! 80lerde yine David J ile birlikte kurduğu The Sinister Ducks grubundan günümüze kalan 2,5 dakikalık single kaydı The March of the Sinister Ducks‘ı (1983) dinleyince bana hak vereceksiniz. Bu gruptan hemen sonra David J’in Alan Moore başyapıtı V for Vendetta üzerine bestelediği aynı adlı EP’si (1984) geliyor.  EP’de yer alan, V’nin kendi şarkısı This Vicious Cabaret‘yi şuradan dinleyebilirsiniz. Alan Moore – David J dostluğu/ortaklığı Ducks ve Marvels’tan sonra da devam etmiş. Son olarak Moore, J için Leopardman at C&A adlı şarkıyı yazmış, ne var ki şarkı Detroit’li Garage Punk grubu The Dirtbombs’un We Have You Surrounded albümünde yer bulabilmiş. İçinde Moore ismine rastladığımız diğer kayıtlar da yine bir şekilde Moore’un dünyasından, okültten, büyüden ve çizgiromanlarından izler taşıyan işler.

“İki saattir konuşuyoruz bir kere Peter Murphy demedik” diyenler varsa haklarını teslim ediyorum. Atalarımızdan (Roll) öğrendiğimiz gibi Türkiye sınırları dahilinde Bauhaus deyip de örf ve adetlerimiz gereği Ankaralı Murphy‘i anmamak olmaz. Tüm bu okuduğunuza sebepti madem, yine başa dönelim: Peter Murphy’nin de artık bir Twitter hesabı var. Tivitlerinde de görebileceğimiz üzre kendisi şu an grubuyla turnede ve yine ne yazık ki Ankara’yı, İstanbul’u kapsamıyor bu turne. Bu yazıyı okuyan sevenleri bir tivitlese de buralarda konser vermeyi düşünüyor mu bir sorsa diyorum. Aman ha David J filan demeyin, kızar mızar, hiç izleyemeyiz sonra, neme lazım.


Yeşil Porno

24 Mayıs 2009 | Yazan: can | Kategori: film, güncel sanat | Etiketler: , , , | Yorum yok »

Isabella Rossellini ne yapıyor bu aralar diye merak ediyorsanız, söyleyeyim hemen. Kendisi yeşil porno işine girmiş…

Green Porno Sundance Channel’da iki sezondur yayınlanan ve her biri ikişer dakikalık filmciklerden oluşan bir kısa film serisi. Yazan, yapan ve yöneten Rossellini’nin bizzat kendisi. Her bölümde bir hayvanın seks hayatını konu alıyor ve bunu son derece stilist bir formda görselleştiriyor. İtiraf etmelyim ki, Green Porno, sanatsal yaratıcılığıyla benim son zamanlarda en çok kıskandığım proje oldu. Salyangoz, arı ve balina favori bölümlerim. Herkes kendine göre olanı seçsin.


Istanbul Invaded

22 Mayıs 2009 | Yazan: ozan | Kategori: güncel sanat, sokak | Etiketler: , , , , | 1 Yorum »

Madem sokak sanatı üzerinden gidiyoruz memlekete uğramış en sevdiğim işlerden biri olarak bunu yazmadan edemezdim. Yıllardır Beyoğlu civarında yürürken bana eşlik edenlere ne olduklarını anlatmaktan usanmadığım Space Invaders ve bilcümle 8-bit oyun temalı bu mozaikler, adını da oyundan alan Invader namlı bir Parizyen sanatçıya ait. Invader, 2003′te Borusan Sanat vasıtasiyle Şehr-i İstanbul’a teşrif ettiğinde virüslerini (kiçiktinlerini) bize de bulaştırmış. Genellikle ziyaret ettiği şehirlerde daha uzun süreler geçirip daha fazla sağa sola bulaştığından bu şehirler için özel invasion (işgal) haritaları mevcut. Eh ben de bizim niye yok deyip flickr‘dan bulabildiğim açık kodlu görselleri topladım. İçlerinde en sevdiğim Kumbaracı Yokuşu’nun İstiklal Caddesi girişinde olanı. Yalnız aklıma takılan iki husus oldu:

Invader, Dersaadet’te daha fazla bulunaydı da daha göz önünde daha anıtsal/ kutsal yapılara da bunu yapaydı ne düşünürdük? Nasıl tepkiler verirdik?

İkincisiyse sokak sanatı yapan birinin bunu ne kadar ticarete dökebileceği. Açıkçası space shop‘un başta bizzat kendisinden -shop mantığından- ve bilhassa kimi ürünlerden hayli rahatsız oldum.  Haydi siz de evinizde Ikea’dan yeni aldığınız mobilyalarınızı işgal edin(!)

Hamiş:  Sizin de bildiğiniz başka küçük İstanbullu Invader varsa, yollarsanız çok sevinirim. Hepsi en azından bir yerde derli toplu dursun istiyorum. Bir de Beyoğlu diye geçen Erol Dernek ya da Sadri Alışık Sokak’ta olabilir, emin olamadım. Söyleyin düzeltelim.


Legoyamalama!

17 Mayıs 2009 | Yazan: can | Kategori: güncel sanat, sokak | Etiketler: , , | 1 Yorum »

jan_vormann

jan_vormann2 

Jan Vormann gönlünü LEGO’ya vermiş genç bir sanatçı. Duvardaki gedikleri, bina cephelerindeki boşlukları LEGO ile tamir ediyor, yamalıyor. Bugüne kadar Roma’da ve Telaviv’de gerçekleştirmiş projeyi. şimdi de Berlin’de. LEGO’lar çok uzun süre dayanmıyor. Çalınıyor veya düşüp kayboluyor. Ama bazen de başkaları tarafından eklemeler yapılıyor ki, bence sokak sanatını tadından yenmez yapan işte budur.


Reagan dışarı güneş içeri!

10 Mayıs 2009 | Yazan: can | Kategori: güncel sanat, müzik | Etiketler: , , , , | Yorum yok »

Birkaç ay önce Berlin, Hamburger Bahnhof‘ta vuku bulan son derece başarılı Joseph Beuys sergisinin ardından Beuys’un sadece bir sanatçı olarak algılanmaması gerektiğine, onun bir teorisyen, akademisyen ve aktivist olarak da kulak verilmeyi hakkettiğine bir kez daha kanaat getirdim.

Beuys’un Yeşiller’in açık destekçisi olduğunu, hatta Yeşiller’in o dönemki teorik altyapısına önemli katkılar sağladığını Beuys hakkında az biraz okumuş herkes bilebilir. Fakat 1982 yılında Yeşiller’in seçim kampanyası için stüdyoya girdiğini ben bilmiyordum. Bu video, Beuys’un, bayat tabiriyle, “renkli” kişiliğine ekilen bir tuz-biber olarak düşünülmemeli sadece. Davasına bu kadar bağlı, değişime ve dönüşüme bu kadar inançlı insanları bugün güncel sanat cephesinde görmek oldukça zor. Mikrofonun kablosu yetişmediği için sahne önüne gelemiyor olmasını dert etmemesindeki o asil duruşu, rejiden aldığı “Abi, biraz daha canlı!” komutlarını yerine getirmeye çalışırken gösterdiği naif çabayı, ama her şeyden önemlisi bir takım çevrelerin ona kahkalarla gülmesine, onların rakı sofrası muhabbetlerine malzeme olmasına kulak asmayışındaki cesur ve “cool” tavrı sonsuz kere takdir etmek ve örnek almak gerekir diye düşünüyorum.

Şarkının ismi “Sonne statt Reagan”, türkçesi “Reagan yerine güneş”. Buradaki kelime oyunu önemli, keza Almanca’da “Regen”,  ”yağmur” anlamına geliyor; yani eşseslilikten faydalanılarak bir benzetme yapılmış diyebiliriz. Bu kadar laftan sonra nakaratı da hızlıca çevireyim:

Çünkü biz Reagan yerine güneşi istiyoruz

Silahlanmadan yaşamak istiyoruz!

Batı veya Doğu farketmez

Bütün roketler paslanmalı!


Ortaya Karışık Çip Pizza

08 Nisan 2009 | Yazan: can | Kategori: güncel sanat | Etiketler: , , | Yorum yok »

silicio03silicio01silicio02

Bu seneki transmediale’denin en başarılı işlerden biri Urs Dubacher’in Specialità di Silicio projesiydi. Herr Dubacher yarım saatlik performansında çiplerden, LED’lerden, anakart parçalarından enfes pizzalar yaptı. Hardware pizzaların iştah kabarttığını söylesem, oburluğuma verip ciddiye almayacaksınız ama gerçekten öyleydi. Yemedim. Yiyemedim.