Turhan Selçuk (1922-2010)
12 Mart 2010 | Yazan: ozan | Kategori: illustrasyon, kültürfizik | Etiketler: Abdülcanbaz, çizgiroman, karikatür, kimler geldi kimler geçti, Turhan Selçuk | Yorum yok »Ustanın anısına, saygıyla…
Ustanın anısına, saygıyla…
Ritim oyunlarına taktık şu ara. Guitar Hero ve Rock Star‘dan sonra işin özüne dönüp DDR (Dance Dance Revolution) oynayayım dedim. Dedim ama buna dans pedi de lazım. Nerde vardır, ne kadardır diye ped aranırken şunu bulduk: Dance Praise. Bildiğin aynı dans oyununun, müzik olarak sadece Christian Pop/Christian Rock vs. içeren evanjelik versiyonu. Bu WASP arkadaşların müzik, dans, oyun ve neredeyse hemen her yeni şeyi önce “şeytan icadı” diye yaftalayıp, ardından kendilerine adapte etme çabalarına hayranım doğrusu. İnancı, imanı dijitale dökme işi bu sefer yapımcı firmanın adından sloganına her yere yansımış: Digital Praise, Inc. (Dijital Şükür A.Ş.), “Glorifying God Through Digital Media” (“Dijital Medya Yoluyla Rabbimize Övgü”). Dance Praise‘in türkçesine de yazının başlığını uygun görüyorum. Acaba başka örneği de var mıdır diye arattığımda Dance Dance Resurrection‘a ulaştım. Görseller de onun. Ama bu feci halde dalga geçilmiş izlenimi yarattı bende. Öyleyse bile daha dürüst, daha yaratıcı, daha orijinal bir çalışma olmuş. Özellikle imanlı Amerikan teyzelerin rock’n'roll’da hep şikayet ettikleri backmasking tekniğini kullanarak oyunda çalan şarkılarla mesaj vermeleri pek manidar bir de.
Soldaki, İpek’ten dinlediğimiz (onun tanımıyla psychedelic) hafıza tekniği animasyonundan bir kare, sağdakiyse Can’ın pimp your stereotype! işinden. Waschbecken (alm. lavabo) için “Vaş! Bakın! Vay anam vay!!” diye Türk köylüsü gibi konuşan Alman stereotype’ı mı yoksa onun gibi görünen Türk stereotype’ı mı? Bir anlık dahi olsa benzer bir frekansı yakalamalarına pek bir hayret ettim. Adeta Can’ın görsel olarak gösterdiğinin istemdışı sözel bir karşılığı gibi.








Ergenliğimin bir bölümünü harcadığım Magic: The Gathering kartlarının bu modifiye hallerini hayli beğendim.
Amerikan politikalarıyla ilgili daha fazla kart için BSAlert ve Mightygodking‘e, Alf ve Mr T. gibi daha geyik bir şeyler arıyorsanız Yamoslair‘e, buraya eklemediğim Yaratılış/Evrim Teorisi ile ilgili kartlar için şu kart setine bakabilirsiniz. Bunlar dışında kaynaklar: Nietzsche, Heidegger, Gates ve Schrödinger’in Kedisi
Elbetteki tek koleksiyon kart oyunu, Magic değil. Evvelce oynadıklarım arasında Muhtelif LotR ve Star Wars serileri, Star Trek, Dune, Pokemon da var. Yalnız bu yazıdakilere benzer başka kartlar arıyorsanız, theory.org.uk‘in Adorno’lu Foucault’lu Teori kartlarına ve bir de şu Sosyal Medya kart setine bakmanızda fayda var.

Gerçek boyutlardaki bu Gundam heykelini görünce, klişeleşmiş “Japonlar gelecekte mi yaşıyor?“, “Japonya Batının da batısı mıdır” ya da “kim Garptedir kim Şarktadır?” sorularını tekrar düşündüm. Ve bunların ne önemi olduğunu da. “Japonlar geleneklerine bağlı o yüzden başarılılar” diye diye kendilerini efsunlayan yurdum modernistlerini ve muhafazakarlarını ve bunların arasından çıkıp da tarihsel kişiliklerden başka heykel dikmeyi bilmeyen yöneticilerimizi de düşündüm guruba karşı. Buyrun gene bir klişe daha size: Modern-geleneksel çatışması! Hangisiyle daha başarılı olunur? Yanıbaşımızda çökmekte olan baskıcı rejimler ve tüm dünyada çökmese de hayli hasar gören küresel sistem var iken üstelik. Peki hangisiyle bu gezegen daha çok yaşar?
Sonra Lost in Translation‘ı da düşündüm ister istemez. Zira heykelin kaidesinde Green Tokyo diye bir ibare mevcut, belli ki bir dertleri var bunu yapanların. Lakin frenkçe kaynaklarda bunun ne olduğuna dair bir şey bulmak mümkün değil çünkü herkes zahirin derdine düşmüş. Tokyo’nun 2016 olimpiyat şehri adaylığıyla bir ilgisi var gibi görünüyor. “Yeşil olimpiyat için Yeşil Tokyo” gibi özetlenebilir. Otomotivden askeriyeye teknolojik şeyleri Gundam’la bağlama meraklısı Japonlara sormak lazım bu nasıl çevrecilik diye. Milyonlarca plastik figürü, tüm o animelerin içinde satıldığı her 5-10 senede bir çöp sınıfına erişecek olan data saklama formatlarını, akla hayale gelmeyecek kadar çok/saçma sapan marşandizi ve tüm bu ürünlerin paketlemelerini de hesaba katarsak yapılan tüketim hayli ürkütücü aslında. Animeleri ve konsol oyunlarını üretmek, dağıtmak/ indirmek ve tüketmek için harcanan enerjinin de hiç de azımsanacak kadar olduğunu sanmıyorum. ~3,9 milyar $ geliri ve 205,5 milyon $ net kârı ile sektörün devi Namco Bandai sırf Gundam franchise’ıyla her yıl ~50 milyar yen (~520 milyon $) gelir elde etmekteymiş. Pek tabii Japon Zaibatsuları ve Otakuları sorgularken dönüp önce kendimize bakmalıyız. Nerd tüketimini minimuma indirmemiz, o çok cici görünen ayılıp bayıldığımız oyuncakları alırken iki kere düşünmemiz gerekiyor. Yeni bir anime yeni bir oyun açmadan evvel, ekran karşısında geçirdiğimiz anların sadece kendi vaktimizden değil gezegenimizinkinden de çaldığını hatırlamamızın da faydası olur sanki. Aksi halde gün gelecek belki son bir kez Rindlerin Akşamı okumaya bile fırsat bulamayacağız.
Hamiş: Entipüften bir pop robota çok mu anlam yükledim? MJ’in ardından yazılan çizilenin yanında ne ki.
Detour Moleskine sergisine Domus Academy’den katılan tek Türk’ün defterinden.
Bilelim öğrenelim: S.P.Q.R. ve II.Mahmud

Yer: CarrefourSA, İstinye
Ürün etiketi: Kedi Lateks 41 cm
>>Sadece insan ölür. Hayvan telef olur.<<
Bu çok afili başlıktan sonra akademik bir çalışma geliyor sandıysanız yanıldınız. Bugün kendisinin ölüm yıldönümü. Hayatıma kattıkları için şöyle bir anıvermek istedim, hepsi bu. Neden sonra pek hardcore data girmek yerine daha şekere batırılmış, sanatlı manatlı bi’şeyler sunayım dedim.


Mezeler:
Yukarıda gördüğünüz philosophy figther ve kağıt bebek olarak
Stefan Hager‘in Heidegger’in “zaman” kavramına dair çevrimiçi çalışması
Jonathan Meese, Varlık ve Zaman’ı Robocop’tan daha hızlı okurken ^_*
Ara Sıcaklar:
Varlık ve Zaman’ın Türkçesi ve Türkçe’de felsefe üzerine 1, 2, 3, 4, 5, 6
Meşhur Der Spiegel mülakatının İngilizcesi ve Zizek yorumlusu
Ana Yemek:
Sein und Zeit / Being and Time
Tatlı:
flickr’dan ilgili/eğlenceli seçmeler
Hamiş: İşbu yazı belirtilen tarihten daha sonra tamama erdirilip yayınlanmış olmakla birlikte, vaziyetin mevzubahis “zaman” kavrayışıyla örtüştüğü düşünüldüğünden “eski” tarih atmakta beis görülmemiştir.
zZz | Grip from Ivo de Jongh on Vimeo.
Bu videoyu bir süredir tekrar tekrar izliyorum ve ilgili arkadaşlara da izletiyorum. “İlgili” dedim çünkü bu videodan maksimum keyif almak için azıcık önbilgiye ihtiyaç var. Eğer After Effects, Combustion, Shake vs. gibi bilgisayar temelli video işleme programlarına biraz aşinaysanız veya en azından arayüzlerinin neye benzediği hakkında biraz fikriniz varsa süper ama yoksa da çok dert değil. Koreografi de başlı başına notlandırılabilir. Bu postu, post-prodüksiyon işlerinde olup da bilgisayar başında dirsek çürüten tüm emekçi kardeşlerime adıyor ve ”aa bakın her şeyin analogu da mümkün diyerek” hepsine sevgilerimi gönderiyorum.

Bugün “ulan iyi ki bunlar devrimi yapmamış ha” lafını sarfetmiş bulundum, feodalizmi devrimcilik diye önce kendileri yemiş sonra da kamusal alanda yedirmeye çalışan abileri görünce. Hayır şimdi göz var izan var, köylü abla tasviri yerine şu çok daha güzel bir görsel değil mi? Senelerce “istediğin eve girip şapkayı/ bastonu asıp istediğinle oluyomuşun bu kızıllar ahlaksızın önde gideni bayrak tutanı” propagandasına karşı, vay efendim “bacı” vay efendim “yarin yanağından gayrı”… Sarılındıkça sarılınmış ahlakçılığa. Hayır tersine tam da “öyleyiz hocu şahane ortam var su çok güzel sen de gelsene” denileymiş diyorum. Fena mı olurdu? Feministler gülsün. Adaaaam sen de!.. (Resimaltına haber sallama servisi gururla sundu)