Tarantino’dan önce, tabii ki Yeşilçam vardı! Hem Bang Bang‘i hem de spagetti westernleri ondan önce keşfeden… Neden bilmem, Karaca’nın böyle bir Bang Bang aranjmanı olduğuna pek inandıramıyorum kimseyi. Belli ki Cher/ Dalida / Nancy Sinatra/ Ajda ve hatta Kill Bill yüzünden bir “kadın şarkısı” olarak yer etmiş kafalarda, dolayısiyle bir yakıştıramama mı oluyor acaba? Oysa Stevie Wonder, Frank Sinatra, Paul Weller gibi bir çok erkek vokal de şarkıyı kaydetmiş. Bunun dışında Türkçe’de bir de tabii Gönül Tecer’in farklı aranjmanıDan Dan var.
Filmin kendisi ayrı şahane yalnız. Karaca’nın hiç görmediğimiz oyuncu yanıyla karşılaşıyoruz. Yönetmeni Yücel Uçanoğlu için, hemen her dönemin furyasına uygun işler yapmış desek yanlış olmaz. Dram ve aventürle başlayan kariyerine western, polisiye ve tarihi filmleri de sığdırdığı kadar, 70′lerdeki erotik ve arabesk furyalarını da ıskalamamış. Ve tabii 80′li yıllara dair aklımıza gelen ne varsa yine yönetmenin filmografisinde mevcut. Herşeyden önce Ahu Tuğba var: Kumar (1988), Evcilik Oyunu (1988), Yağmur Altında Bir Kedi (1989), Acı Yıllar/Lekeli Melek (1989), Aşk Üçgeni (1990), Suçumuz Kadın Olmak (1989), Akdeniz Güneşi (1990). Sonra Küçük Ceylan, TarıkTarcan ve elbette Yaşar Alptekin, hem de en unutulmaz performansıyla: Salıncakta Üç Kişi! Son olarak tv dizileri çekmiş, ki aralarında şimdiden absürd klasikler arasına girmiş olan İyi Aile Robotu(Babür) de var.
Esas filmimize dönersek; umarım tez zamanda, biraz Cem Yılmaz’ın Yahşi Batı’sının da rüzgarıyla, tüm Yeşilçam westernleri artık DVD’ye basılır. Hem Quentin’in de izleyip, bir dahaki sefere bize de bir gönderme yapma fırsatı olur, fena mı?
Derviş ZaimRock Around the Mosque (1993) ile 90′lar Türkiyesi’nin “Rock Cemaati”ne dair bir portre sunuyor bize. Aslında bize de değil Batılılara daha çok. Türk Rockçısının çileli yaşamı filmin ana konusunu teşkil ediyor. Astoronot Dali arşiv kayıtları, genç/hippi Murat Ertel’le söyleşi, Erkin Baba konseri ve Metin Demirhan’ın MegaMetal fanzini filmin bonusları. Ve tabii ki daha önce de değindiğimiz, 90lar olmazsa olmazlarından, “Türkiye’de yaşayıp Türkçe söyleye(meye)n yabancı şarkıcı” da filmde mevcut. Muhtemel ki filmde sıkça dillendirilen “Türkçe Rock olur mu olmaz mı?” tartışmasına ve film boyu gördüğümüz İngilizce söyleyen/coverlayan Türk gruplarına muhteşem(!) bir tezat örneği olarak verilmiş.
Bir de bu yazıyı yazarken öğrendiğim, yönetmenin aşağı yukarı bu filmi çektiği zamanlarda (1994) Warwick’te kültürel incelemeler masterı yaptığı bilgisi de filme dair yeni bir bakış -dilerseniz önyargı deyin- kazandırdı bana (: Filmin yanına, yine aynı tarihlerde (1993-95) Ali Akay vd’nin yaptığı ve yayınladığı bir çalışma olan İstanbul’da Rock Hayatı katık edilebilir. Bir başka alternatifse Güven Erkin’in1980′den Günümüze Türkiye’de Rockyazıları. Haliyle akademinin kaygılarından ve sıkıcı üslubundan uzak, daha şurup şeker bir içeriği var.
Neyse bu değin spoilerdan sonra halen izleyebilirseniz buyrun: (O kadar anlattık sonunu da söyleyeyim madem; Türkçe Rock oluyor!)
Başlık yeteri dozda açıklama ve tezatı ihtiva etse de iki kelam daha edelim. Yıllar yılı Eurovision/Opera için yapılan “Batılı gibi görünerek Batı’ya kendimizi sevdirme çabası” analizleri eksik/hatalı kalıyor. Görüldüğü gibi benzeri örneklerle birlikte düşünüldüğünde bundan daha öte bir durum var. Popüler ve burjuva olanın kendini üst kültüre yamama çabası diyelim. Ve elbette sadece bize ait değil bu. Yoksa Rock me Amadeus neydi ki? Ya da önüne gelen metalcinin klasik müzik “coverlaması” filan. Bugün niye AVM’lerde resim sergileri yapılıyor ise seksenlerde de bu şarkılar o yüzden yapılmıştır. Altını tekrar çizelim: Gayet sınıfsaldır.
1978 yılında Yener Süsoy, Hulusi Tunca ve Sami Başaran tarafından hazırlanmış, dönemin müzisyenlerinin kısa tanıtımlarını içeren bir ansiklopedicik. Giriş yazısı Orhan Boran’ın. Müzisyen isimleri soyada göre alfabetik dizilmiş, ancak gruplar, sahne adı kullananlar ve soyadı kullanmayanlar da aynı alfabetik sıralama içinde yer bulmuş.
Bir haftadır devam eden German Turkish Week’in son günü şerefine dün akşam bir parti vardı, Berlin’deki Amerika Haus’ta (!). Geçerken uğrayayım dedim. Tavuklu pilav veya köfte alternatifli menüsü ve ucuz birası olan kantini gördüm önce. Ama hiç durmadan müziğin olduğu yere doğru yöneldim. Konferans salonundaki ışıklar kapatılmış, sahnede DJ Murat (Berlinden yayın yapan Türk radyosu Metropol FM‘in DJimiş) ve çoğu 30 yaş altı 60-70 kişilik bir grup Gloria Estefan hit’i Conga eşliğinde dans ediyordu. Ben tam duruma uyum sağlama çabasındayken, DJ halayı gazladı, ortam boyut değiştirdi. Sözünü ettiğim breakbeat’ten nasiplenmiş, acid’len beslenmiş Berlin halayı tabiiki…Halay bitince biz de bittik. Çıkarken kapının köşesinde duran flyer’lar arasında yukarıda gördüğünüz Das 1. R’nbesk Festival flyer’ını bulmak büyük sürpriz oldu. Neymiş ne değilmiş artık gidip gördükten sonra yazacağım.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Credit(s): 3 ECTS Credit(s): 6 Term(s): Spring only
Restriction: TPOP 201 – Introduction to 90’s Turkish Pop Music
Requires consent of instructor for non-departmental students.
This course is given partially in Turkish and in English.